TİCARİ İŞLETME VE TACİR:
Ticari İşletme;Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler,ticari işletme sayılır,denmektedir.(TTK.11)
Tacir; Bir ticari işletmeyi,kısmen dahi olsa kendi adına kendi işleten kimseye denir.Bir ticari işletmeyi kurup açtığını,sirküler gazete,radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır (TTK.14). Bir ticari işletme açmış gibi,ister kendi adına,ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına muamelelerde bulunan kimse,hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.
TACİR - ESNAF AYIRIMI:
TACİR: Tacir sıfatını kazanabilmek için bir ticari işletmenin var olması,bu işletmenin işletilmesi,yine bu işletmenin kısmen de olsa kendi adına işletmesi gerekmektedir.
ESNAF:İster gezici olsunlar,ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar,iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler (TTK.17). Gelir vergisinden muaf olanlar,götürü usulde vergilendirilenler ve yine V.U.K.177 maddesine göre;nakdi limitlerin yarısını,aynı maddenin 2 no.lu bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanlar esnaf sayılmaktadır.
TİCARET ÜNVANI VE İŞLETME ADI:
Hakiki ve hükmi şahıs olan her tacir,bir ticaret unvanı seçmeğe ve kullanmaya, işletmesini ve unvanını ticaret sicile tescil ettirmeğe mecburdur.(T.S.T.13)
Hakiki şahıs olan tacirlerin ticaret unvanı,onların ad ve soyadlarından meydana gelir.Ad ve soyadı kısaltılmaksızın bütün harfleriyle yazılır.Bir tacirin unvanını meydana getirmek üzere ad ve soyadına yapacağı ilavelerin tacirin hüviyeti veya işletmenin genişliği ve ehemmiyeti yahut mali durumu hakkında 3.şahıslarda yanlış bir kanaat meydana gelmesine yer verebilecek mahiyette veya gerçeğe yahut amme intizamına aykırı olmaması şarttır.(T.S.T.8)
Tek başlarına ticaret yapan hakiki şahıslar,ticaret unvanlarına bir şirketin mevcut olduğu zannını uyandırabilecek ilaveleri yapamazlar.
TÜRK,TÜRKİYE,CUMHURİYET,MİLLİ kelimeleri,bir ticaret unvanına ancak Bakanlar kurulu kararı ile konulabilir.
Kolektif şirketin ticaret unvanının bütün ortakların veya hiç olmazsa ortaklardan birinin ad ve soyadı ile ortada şirket ile ilişkisi bulunduğu, şirketin kolektif olduğunu gösterecek sözleri içermesi şarttır.(TTK.19)
Adi ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin unvanı,komandite ortaklardan hiç olmazsa birinin ad ve soyadı ile ortada şirket ile ilişkisi bulunduğunu gösteren sözlerden meydana gelir. Komanditer ortakların ad ve soyadlarının kullanılması yasaktır.(TTK.44)
Limited, Anonim ve Kooperatiflerde ise, işletmelerin hangi iş ile iştigal ettiğinin gösterilmesi gerekmektedir. Unvanlarında limited, anonim veya kooperatif olduğu belirtilmelidir. Şirketin nev'ini gösteren sözler kısaltılarak yazılamaz.
Donatma İştirakinde ticaret ünvanı, müşterek donatanlardan en az birisinin ad ve soyadlarından ve donatma iştirakinin bulunduğunu gösteren sözlerden meydana gelir. Soyadları ile gemi adının tam olarak yazılması zorunludur.
Diğer Tüzel Kişilerde: Gayesine varmak için bir ticari işletme işleten derneklerle, vakıfların, kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere Devlet,Vilayet,Belediye gibi Amme hükmi şahısları tarafından kurulan ve hükmi şahsiyeti bulunan işletmelerin unvanları,kendi adlarının aynıdır.(TTK.46)
İŞLETME ADI:
İşletme sahibinin hedef tutmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek maksadıyla ad kullanan işletme sahipleri,bu adları tescil ettirmeye mecburdur.(T.S.T.23)-
İşletme adının tescilinde onu meydana getiren sözlerin ayniyle sicile yazılması şarttır.
Doğal olarak insanoğlunun hayatta kalabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için ;yaşamın kendisine sunduğu sayısız mal ve hizmet olanaklarını kullanmakta ve tüketimine bir sınır koymamaktadır. Bir insanın hayatını sürdürmek için kullandığı bu sonsuz sayıdaki mal ve hizmeti tek başına meydana getirerek yine kendisinin kullanımına sunması olanaksızdır. Bunun sonucu olarak da bu mal ve hizmetler ,toplumda farklı kişiler ve kuruluşlar tarafından meydana getirilmekte ve başkalarının kullanımına sunulmaktadır. İşte insanların yaşamına sunulan bu mal ve hizmetleri İŞLETME diye tanımladığımız iktisadi birimler karşılamaktadır. Diğer bir deyişle işletme ; Para,işgücü,araç-gereç ve malzemeleri sistemli bir şekilde bir araya getirip mal ve hizmet üreten iktisadi birimlerdir. Bu iktisadi birimler mal veya hizmet üretmek için , ticari faaliyetlerine başladığında , ortada parasal karakterde bir değer hareketi meydana gelmekte ve muhasebe işlevi bu sırada devreye girmektedir.
ESNAF : Türk Ticaret kanununa göre ister gezici olsunlar , ister bir sokağın başında sabit bulunsunlar iktisadi faaliyeti , nakdi sermayesinden ziyade ,bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek kadar az olan sanat ve ticaret sahiplerine esnaf denir.
Esnaf Tacir değildir.
TACİRLER
Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye TACİR denir.
Tacirin taşıması gereken özellikler :
-Faaliyette bulunacak bir ticari işletmenin mevcut olması ,
-Ticari işletmenin tacir tarafından veya tacir adına işletilmesi,
-Tacirin ticari ehliyetinin olması(Ticari işlerde uğraşanlarda , Kanunun aradığı şartlara Ticari ehliyet denir.)
Ticari ehliyette aranan şartlar ;
-Reşit olmak(18 yaşını doldurmak)
-Kısıtlı olmamak(Mahkumiyet veya silah altında bulunmamak),
-Akli dengesinin veya sıhhatinin çalışmaya elverişli olması,
-Kamu kuruluşlarında görevli memur olmamak
Tacirin görevleri :
-Ticaret ünvanı seçmek ve kullanmak. Ticaret ünvanında işin niteliği ve önemini , işletmenin mali durumunu belirten ek ve ilaveler bulunabilir. Gerçek kişilerin ad ve soyadları Ticaret ünvanı sayılabilir. Ayrıca Türk Ticaret Kanununa göre Türk, Türkiye,Cumhuriyet,Milli kelimelerini bulundurulması Bakanlar kurulunun izni ile olur.
-İşletmelerini Ticaret siciline kayıt ve ilan ettirmek
-Defter tutmak zorunluluğu,
Defter tutma bakımından Tacirler ikiye ayrılır ;
1.Sınıf Tacirler
2.Sınıf Tacirler
1.Sınıf Tacirler : (Vergi Usul Kanunu 177.Maddeye Göre , )
1.Bent : Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımları tutarı 15.000.000.000 TL' yi ; veya Yıllık satışları tutarı 18.000.000.000 TL' yi aşanlar,
2.Bent : Birinci bentte yazılı olan işler dışındaki işlerle uğraşıp da, bir yıl içinde elde ettikleri Gayri safi iş hasılatı 7.500.000.000. TL' yi aşanlar
3-1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde , 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 15.000.000.000 TL' yi aşanlar,
4.Bent : Her türlü ticari şirketler,
5.Bent:Kurumlar vergisine tabi diğer tüzel kişiler,
6.Bent:İhtiyari olarak Bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler,
2.Sınıf Tacirler : (Vergi Usul kanunu 178.maddeye göre)
1-)177.Maddenini dışında kalanlar ikinci sınıf tacirdir.
2-) Kurumlar vergisi mükelleflerinden işletme hesabı esasına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığı’nca müsaade edilenler.
NOT:Yeniden işe başlayan tüccarlar yıllık iş hacimlerine göre sınıflandırılıncaya kadar 2.sınıf tüccar gibi hareket edebilirler.
Tacirlerin Sınıf Değiştirmesi
A-) 1.Sınıftan 2.Sınıfa geçiş :İş hacmi bakımından 1.sınıfa dahil olan tüccarların durumları aşağıdaki şartlara uyduğu takdirde,bunlar, bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak, 2.sınıfa geçebilirler ;
1-)Bir hesap dönemin iş hacmi 177’nci madde de yazılı hadlerden %20’yi aşan nisbette düşük olursa, veya;
2-)Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177’nci madde de yazılı hadlere nazaran %20’ye kadar bir düşüklük gösterirse.
B-) 2.Sınıftan 2.Sınıfa Geçiş: İş hacmi bakımından 2.sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıdaki şartlara uyduğu takdirdebunlar, bu şartların tahakkukunu takib eden hesap döneminden başlayarak 1.sınıfa geçerler.
1-)Bir hesap döneminin iş hacmi 177’nci madde de yazılı hadlerden %20’yi aşan bir nisbette fazla olursa, veya;
2-)Arka arkaya 2 hesap döneminin iş hacmi 177’nci madde de yazılı hadlere nazaran %20’ye kadar bir fazlalık gösterirse.
C-)ihtiyari olarak Sınıf Değiştirme : 2.sınıf tüccarlar diledikleri takdirde bilanço esasına göre defter tutabilirler.Bu suretle 1.sınıfa dahil olanlar hakkında evvelki maddenin hükümleri cari olur.
TACİRLERİN DEFTER TUTMASI
Tacirler ticari faaliyetlerinde ,Kanunun emrettiği şekilde Resmi defter tutmak zorundadırlar.
Tacirler Muhasebe açısından iki türlü defter tutarlar.
1.)Bilanço esasına göre defter tutma: 1.Sınıf tacirler bilanço esasına göre defter tutarlar.
1.Sınıf Tacirler Yevmiye defteri,Defter-i Kebir, Envanter defteri tutmak zorundadır. Kasa defteri
ve Kambiyo(Çek/Senet) defteri tutmak zorunlu değildir.
YEVMİYE DEFTERİ : Günlük Defter de denir.Kayda geçirilmesi icap eden muamelelerin tarih sırasıyla ve madde halinde tertipli olarak yazıldığı defterdir.Yevmiye defteri müteselsil sıra numaralı olur.
DEFTER-İ KEBİR : Yevmiye defterine geçirilmiş olan muameleleri buradan alarak usulüne göre hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplara toplayan defterdir.
ENVANTER VE BİLANÇO DEFTERİ: Envanter defterine , işe başlama tarihinde ve müteakiben her hesap döneminin sonunda çıkarılan envanterler ve Bilançolar kaydolunur ve bu güne Bilanço Günü denir.Envanter defteri Ciltli ve müteselsil sıra numaralı olur.
2-)İşletme esasına göre defter tutma : 2.Sınıf tacirler işletme defteri tutarlar.işletme defterinin sol tarafına gider,sağ tarafına hasılatlar yazılır.
Gider kısmına, Satın alınan mallar veya yaptırılan hizmetler karşılığında ödenen veya borçlanılan paralar ile işletme ile ilgili diğer bütün giderler.
Hasılat Kısmına, Satılan mal bedeli veya yapılan hizmet karşılığı olarak tahsil edilen paralarla , tahakkuk eden alcaklar ve işletme faaliyetinden elde edilen diğer bütün hasılatlar kaydolunur.
Gayri menkuller ve tesisat gibi gibi amortismana tabi olan kıymetler işletme hesabına intikal ettirilmez.Ancak bunlar için ayrılacak olan Amortismanlar gider kaydolunabilir.
Resmi Defterlerin Tasdik Zamanı :
1-Öteden beri ticari faaliyetlerine devam etmekte olanlar, defteri kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda;
2-Hesap dönemleri Maliye Bakanlı tarafından tespit edilenler,defterin kullanılacağı hesapdöneminden önce gelen son ayda;
3-Yeniden işe başlayanlar, işe başlama ;
Sınıf değiştirenler,sınıf değiştirme tarihinden önce;
Yeni bir mükellefiyete girenler ise mükellefiyete girme tarihinden önce;
Vergi muafiyeti kalkanlar,muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak on gün içinde ;
4- Tadike tabi defterlerin dolması dolaysıyle veya sair sebeplerle yıl içinde defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce ;
herhangi bir notere tasdik ettirmek zorundadır.
Örneğin ; X firması, 12 Şubat 1999 tarihinde iş başlayacak ise resmi defterlerini en az 11 Şubat 1999 Tarihinde notere tasdik ettirmek zorundadır.2000 yılında kullanacağı defteri ise 1999 yılının Aralık ayı içersinde notere tasdik ettirecektir.1999 yılında kullandığı defteri 2000 yılında da kullanmaya devam edecek ise o zaman da 2000 yılının Ocak ayı içinde Ara Tasdik yaptırmak mecburiyetindedir.
Defter ve Vesikalrın Muhafazası: Defter tutmak mecburiyetinde olanlar,tuttukları defterleri ve ticari faaliyetlerinde kullandıkları resmi belgeleri,Vergi usul Kanununa göre 5 yıl, Türk Ticaret Kanununa göre 10 yıl muhafaza etmek mecburiyetindelerdir.Çünkü tacirler Maliye müfettişleri tarafından her an incelemeye tabi tutulabilirler. İnceleme sırasına tacir, bu resmi defterlerini ve belgelerinin müfettişe ibraz etmek zorundadır.
TİCARİ İŞLETME VE TACİR:
Ticari İşletme;Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer
müesseseler,ticari işletme sayılır,denmektedir.(TTK.11) Tacir; Bir ticari
işletmeyi,kısmen dahi olsa kendi adına kendi işleten kimseye denir.Bir ticari
işletmeyi kurup açtığını,sirküler gazete,radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka
bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş
olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır (TTK.14). Bir
ticari işletme açmış gibi,ister kendi adına,ister adi bir şirket veya her ne
suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına muamelelerde
bulunan kimse,hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.
TACİR - ESNAF AYIRIMI:
TACİR:
Tacir sıfatını kazanabilmek için bir ticari işletmenin var olması,bu işletmenin
işletilmesi,yine bu işletmenin kısmen de olsa kendi adına işletmesi
gerekmektedir.
ESNAF:
İster gezici olsunlar,ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde
sabit bulunsunlar,iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni
çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan
sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler (TTK.17). Gelir vergisinden muaf
olanlar,götürü usulde vergilendirilenler ve yine V.U.K.177 maddesine göre;nakdi
limitlerin yarısını,aynı maddenin 2 no.lu bendinde yazılı nakdi limitin tamamını
aşmayanlar esnaf sayılmaktadır.
TİCARET ÜNVANI
VE İŞLETME ADI:
Hakiki ve hükmi şahıs olan her tacir,bir ticaret unvanı seçmeğe ve kullanmaya,
işletmesini ve unvanını ticaret sicile tescil ettirmeğe mecburdur.(T.S.T.13)
Hakiki şahıs olan tacirlerin ticaret unvanı,onların ad ve soyadlarından meydana
gelir.Ad ve soyadı kısaltılmaksızın bütün harfleriyle yazılır.Bir tacirin
unvanını meydana getirmek üzere ad ve soyadına yapacağı ilavelerin tacirin
hüviyeti veya işletmenin genişliği ve ehemmiyeti yahut mali durumu hakkında
3.şahıslarda yanlış bir kanaat meydana gelmesine yer verebilecek mahiyette veya
gerçeğe yahut amme intizamına aykırı olmaması şarttır.(T.S.T.8) Tek başlarına
ticaret yapan hakiki şahıslar,ticaret unvanlarına bir şirketin mevcut olduğu
zannını uyandırabilecek ilaveleri yapamazlar. TÜRK,TÜRKİYE,CUMHURİYET,MİLLİ
kelimeleri,bir ticaret unvanına ancak Bakanlar kurulu kararı ile konulabilir.
Kolektif şirketin ticaret unvanının bütün ortakların veya hiç olmazsa
ortaklardan birinin ad ve soyadı ile ortada şirket ile ilişkisi bulunduğu,
şirketin kolektif olduğunu gösterecek sözleri içermesi şarttır.(TTK.19) Adi ve
sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin unvanı,komandite ortaklardan hiç
olmazsa birinin ad ve soyadı ile ortada şirket ile ilişkisi bulunduğunu gösteren
sözlerden meydana gelir. Komanditer ortakların ad ve soyadlarının kullanılması
yasaktır.(TTK.44) Limited, Anonim ve Kooperatiflerde ise, işletmelerin hangi iş
ile iştigal ettiğinin gösterilmesi gerekmektedir. Unvanlarında limited, anonim
veya kooperatif olduğu belirtilmelidir. Şirketin nev'ini gösteren sözler
kısaltılarak yazılamaz. Donatma İştirakinde ticaret ünvanı, müşterek
donatanlardan en az birisinin ad ve soyadlarından ve donatma iştirakinin
bulunduğunu gösteren sözlerden meydana gelir. Soyadları ile gemi adının tam
olarak yazılması zorunludur. Diğer Tüzel Kişilerde: Gayesine varmak için bir
ticari işletme işleten derneklerle, vakıfların, kendi kuruluş kanunları
gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari bir şekilde
işletilmek üzere Devlet,Vilayet,Belediye gibi Amme hükmi şahısları tarafından
kurulan ve hükmi şahsiyeti bulunan işletmelerin unvanları,kendi adlarının
aynıdır.(TTK.46
ŞUBESİNİN TAYİNİ SORUNU
Doç. Dr. Celal GÖLGE (*)
I --- Ticari işletmenin merkezi ... ... ... ... ... ...
II----Ticari işletmenin şubesi ... ... ... ... ... ... ...
1) Şube merkeze tabidir ... ... ... ... ... ...
a)Şubenin kar veya zararı merkeze aittir ... ... ...
b)Şubenin mal varlığı merkeze aittir ... ... ... ...
c)Şube işletme politikası bakımından merkeze bağlıdır ... ...
d)Şubenin teşkilatlanması esas itibariyle merkeze aittir ... ...
2) Şube dış ilişkilerinde sınırlı bir bağımsızlığa sahiptir ... ...
3) Şube merkezin yaptığı muamelelerde benzer muameleler yapmaya
yetkili olmalıdır. ... ... ... ... ... ...
4) Merkez ve şube aynı gerçek ya da tüzel kişiye ait olmalıdır ...
5) Merkez ve şube arasında idare, yer ayrılığı ve şubeye sermaye tahsisi
Bir gerçek kişinin tacir sıfatını kazanması, Ticaret kanununun 14/I. Fıkrasına göre, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işletmesine bağlıdır.Böylece kanun koyucu,gerçek kişilerin tacir sıfatının kazanmalarında,Ticaret kanununun 11 vd. ki maddeler ile Ticaret Sicili Nizamnamesinin 14. maddesinde düzenlenmiş bulunan ticari işletmeyi esas almıştır.Hemen belirtelim ki tüzel kişi tacir sayılan kolektif ve komandit ortaklar da sadece ticari işletme işletmek amacıyla kurulabilirler (TK. M 153,243). Hatta gayesini gerçekleştirmek isteyen bir derneğin ticari işletme işletmesi halinde, o dernek gerçek kişilere benzer bir şekilde tacir sıfatını kazanır. (TK. M.18)
Görülüyor ki Türk hukukunda kişilerin tacir sıfatı kazanmaları bazı istisnalar dışında,bir ticari işletmenin mevcut olmasına bağlanmıştır ancak bir tacirin birden fazla ticari işletmesi buluna bilir(1).örneğin bir tacir bir yerde otel işletirken başka bir yerde inşaat işi ile uğraşa bilir. Örnekte anlaşılacağı üzere bu gibi durumlarda birden fazla ticari işletmeden bahsedile bilmesi için söz konusu işletmelerin birbirlerinden farklı konularda iştigal etmeleri yanında yönetimleri açısından iç ve dış münasebette tam bir bağımsızlığa sahip olmaları zorunludur.(2)Ticaret sicili nizamnamesinin 22. maddesinde de bir tacirin birden fazla ticari işletmeye sahip olabileceği açıkça kabul edilmiş ve bunların ticaret siciline ayrı ayrı tescil edilmeleri gerektiği belirtilmiştir.
Her ticari işletmenin bir merkezinin bulunması gerekir, hatta bir tacire ait birden fazla ticari işletme söz konusu ise bu ticari işletmelerin hepsi ayrı ayrı merkezi buluna bilir(3).Ama bir ticari işletmenin birden fazla merkezi olamaz.
Bazı hallerde ise, ticari işletmeyi bir merkezden yönetmek tacir için mümkün olmaya bilir.Bu gibi durumlarda tacir, ticari işletme ile ilgili işlerini yürüte bilmek için,ticari işletmesinin bulunduğu yer dışında bazı birimler kurmak zorunda kalabilir.Hatta işlerinin genişletilebilmesi açısından,yeni birimlerin kurulması bazen kaçınılmazdır.Bu yeni kurulan birimler tacirin ticari işletmesi ile aynı konularda faaliyet göstereceklerinden bunların ticari işletmeden farklı ve bağımsız kuruluşlar oldukları söylenemez. Ticari işletmeye bağlı ve yardımcı bu birimlerin, ticari işletmenin bir şubesi olarak nitelendirilmesi mümkündür.Ancak bu konuda kesin bir yargıya varılabilmesi için, herşeyden önce, ticari işletmelerde merkez ve şube kavramları açıklığa kavuşturulmalıdır.
Ticaret Kanununda ise merkez ve şube kavramları tanımlanarak unsurları ortaya konulmamıştır.Oysa kanun koyucu, bir çok düzenlemesinde ticari işletmenin merkezi veya şubesini esas alarak, bunlara tacir olmanın sonuçları ve usul hukuku bakımından bazı hukuki sonuçlar izafe etmiştir.
Örneğin, her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde,ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeye mecburdur. (TK.m.42/I). Ticari işletmenin merkezi, gerçek kişilerin ikametgahı gibi hukuki sonuçlar doğurabildiğinden, gerçek kişi tacir aleyhine, ticari işletmesinin merkezinin bulunduğu yerde dava açılabileceği gibi, icra takibi de yapıla bilir(Karş.HUMK.m.9/I)(4).
Ticaret kanununun 42. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca da merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubelerinin bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan edilmeleri gerekmektedir(5). Ayrıca her şube, kendi merkezinin kullandığı ticaret unvanını, kendisinin şube olduğunu belirterek kullanmak zorunluluğu altındadır(TK.m.50/ı). Bir gerçek veya tüzel kişinin birden fazla şubesi varsa,her şubenin işletmelerinden dolayı, o şubenin bulunduğu yerde de dava açılabilir(HUMK.m.17). Ancak şubedeki alacağını iflas yolu ile tahsil etmek isteyen kişi,merkezi dava etmek durumundadır.(HUMK.m.17) Merkezin taahhütlerinde merkezin bulunduğu yer,şubenin taahhütlerinde ise, şubenin bulunduğu yer ifa mahalli sayılır(6). Tacire bağlı tacir yardımcısı durumunda bulunan taciri mümessilin temsil vekili de, şubenin işleri ile sınırlandırılabilir(BK.m.451/I).
Görülür ki, kanun koyucu, birçok düzenlemesinde, ticari işletmenin merkez veya şubesini esas alarak onlara hukuki sonuçlar izafe etmiştir.Tabiatıyla bu düzenlemelerin sağlıklı bir biçimde uygulanabilmesi en azından merkez ve şube kavramlarından ne anlaşılması gerektiğinin tespitine bağlıdır.
Bu nedenle, bu incelemede ticari işletmeler de merkez şube kavramları ayrı ayrı ele alınarak tanımlanmaya çalışılacaktır.Bu kavramları tanımlayarak asıl unsurların belirlenmesi hiç şüphesiz ticari işletmelere bağlı ve yardımcı birimlerinde şube sayılıp sayılamayacağı konusuna ayrıca açıklık getirecektir.
Daha önce belirtildiği gibi ticari işletmenin merkezinin neresi olduğu yada olabileceği ticaret kanununda belirlenmiş değildir. Ancak Ticaret Kanununda ticari işletmenin merkezi tanımlanmış olmasına rağmen ticari işletmenin tesisleri, şantiyeleri,ambarları,atölyeleri, siloları ve bunlara benzer teknik büroları ile tüm hukuki,idari ve ticari faaliyetlerinin aynı mahalden yürütüldüğü hallerde, o yerin, ticari işletmenin merkezi olduğu konusunda tereddüt olmamak icap eder. Zira tacirin ticari işletmesinin yönetildiği yer ile işletme tesisatı ve şantiyelerinin bulunduğu yer aynı mülki sırlar içinde, aynı adrestedir. Buna karşılık, ticari işletmenin hukuki,idari ve ticari faaliyetlerinin yürütüldüğü yer ile(idari merkez) tesislerinin farklı bölgelerde bulunması halinde(işletme merkezi),merkezinin neresi olabileceği önem kazanır.örneğin, bir tacirin fabrikası Kırıkkale de bulunduğu halde o fabrikaya ilişkin tüm idari, hukuki ve ticari muameleler Ankara dan yürütülebilir. Bu taktirde ticari işletmenin merkezi olarak neresi kabul edilecektir? İşte özellikle bu nokta da ticari işletmelerde merkez kavramının kanun koyucu tarafından belirlenmemiş olması bir eksiklik olarak gözü çarpmaktadır.
Üstelik ticari işletmeler de merkez kavramı ile ilgili en önemli düzenleme olan ticaret kanununun 42/I. Fıkrasında, her tacirin ticari işletmesinin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde ticari işletmesinin ve seçtiği ticaret unvanını “İşletme merkezi”nin bulunduğu yerdeki ticaret sicilinden tescil ve ilan ettirmeye mecbur olduğu ifade edilmiştir.Dikkat edilecek olursak, kanun koyucu, ticari işletmenin ve ticaret unvanının ticaret siciline tescilinde, “işletme merkezi”nin bulunduğu yerin esas alınacağını belirtmiştir.Hemen belirtelim ki,kanun koyucunun işletme merkezi şeklindeki bu ifadesi ticari işletmelerin idare merkezi ve işletme merkezi şeklinde birden fazla merkezi olabileceği hissini vermektedir(7).
Oysa ticari işletmenin tek bir merkezi vardır(8).Ticari işletmeye ilişkin tüm ticari, hukuki ve idari muamelelerin yürütüldüğü yer o işletmenin merkezi sayılmalıdır. Bu yer tek ve sabit olacağından tayin ve tespiti son derece kolaydır. Bir ticari işletme çeşitli mahallerde şantiyeler kurup işlete bilir fakat idare yeri hep tek ve aynı kalır(9).
Ticari işletmenin tesisatının,şantiyelerinin,ambarlarının,atölyelerinin ya da bunlara benzer birimlerinin bulunduğu mahal,merkez olarak kabul edilemez.Zira bu birimlerin bulunduğu yerin merkez olarak kabulü ticari işletmenin sadece teknik merkezini göstereceğinden mahsurlu olacaktır.Özellikle ticari işletmenin değişik yerde birden fazla şantiyesi vs. bulunduğu hallerde, bu kıstas yardımı ile merkezinin neresi olacağının tespit edilmesi imkansızlaşır. Hatta bu Kıstas kabul edilecek olursa, bir şehirde ki örneğin inşaat işini tamamlayarak başka bir şehirde inşaat işine başlayan bir ticari işletmenin merkezinin bu değişikliklere bağlı olarak sürekli değişmesi icap edecektir.(10)
Bu yerleri, şube niteliğinde olmadıkları sürece, ticari işletmeye bağlı teknik birimler olarak nitelendirmek mümkündür.(11) Bu durumda bir tacirin fabrikasının Kırıkkale de buna karşılık o fabrikaya ilişkin tüm muamelelerin Ankara da yapıldığı hallerde,o ticari işletmenin merkezi Ankara olacaktır. Ticari işletmenin merkezinin,ticari işletmenin ticari işletmenin idare edildiği yerdir şeklindeki yorum tarzı, hiç şüphesiz, tüzel kişilerin ikametgahını düzenleyen Medeni Kanunun 49.maddesinin gerektirdiği sisteme de uygun düşmektedir.(12)
Medeni kanunun 49. maddesine göre, bir tüzel kişinin ikametgahı nizamnamesinde hilafına mümkün bulunmadığı sürece, muamelelerin tedvir olduğu mahaldir. Tabiatıyla ticari işletmenin tüzel kişiliği söz konusu olmadığından bu maddenin, ticari işletmenin merkezinin belirlenmesinde doğrudan doğruya uygulanabilmesi düşünülemez.Ancak,ticari işletmelerde merkez kavramının, ikametgah kavramına tekamül ettiği farz edilecek olursa ( ki doktrinde bazı yazarlar bu görüştedir)(13), bu taktirde,medeni kanunun 49. maddesinin, kıyasen, ticari işletmelerde merkez kavramının tayininde de esas alınabileceği kabul edilir.
Ticari işletmenin merkezinin neresi olabileceğinin tayininde, medeni Kanunun 49. maddesinin gözönüne alınması halinde ise, maddenin açık ifadesi karşısında, o işletmeye ilişkin ticari,hukuki,ve idari faaliyetlerin toplandığı mahal, ticari işletmenin merkezi olarak nitelendirilebilecektir.
Bu açıklamalar karşısında tereddütlere yol açan Ticaret Kanununun 42/I. Fıkrasındaki işletme merkezi kavramının da, ticari işletmenin tüm idari faaliyetlerinin toplandığı idare merkezi şeklinde anlaşılması gerekir.
Doktrinde de ticari işletmelerde merkez kavramına açıklık getirmek isteyen yazarların hemen hemen hepsi bu görüştedir.(14) Sadece Topun,Uluocak ve Donay, ticari işletmenin merkezinin, o ticari işletmenin tesisatının, şantiyelerinin ve teknik bürolarının bulunduğu yere göre belirlenmesi gerektiği düşüncesindedirler.(15)
II. Ticari İşletmenin Şubesi
Ticaret kanununda, ticari işletmenin şubesinden söz edilmiş ve ona hukuki sonuçların izafe edilmiş olmasına rağmen, şubenin bir tanımı yapılmamıştır. Oysa şube ile ilgili Ticaret Kanununun Ticaret Kanununun hükümlerinin uygulanabilmesi her şeyden önce, ticari işletmeye bağlı hangi işyerinin şube olduğunun ya da olabileceğinin belirlenmesine bağlıdır. Bu nedenle, Ticaret Kanunu açısından ticari işletmenin merkezi gibi şubenin de bir tanımı yapılarak, özelliklerinin merkezi gibi şubesinin de bir tanımı yapılarak, özelliklerinin ortaya konulması gerekmekte, böylece ticari işletmeye bağlı hangi birimlerin şube sayılabileceği tespit edilmelidir.
Şube kavramı, Ticaret Kanununda belirlenmemiş olmasına rağmen 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları ve Birlikleri Hakkındaki Kanunun(16) 9. maddesinin 3. fıkrasında,(17)ticaret odalarına tescil bakımından, şubenin oldukça ayrıntılı bir tanımı yapılmıştır. Söz konusu düzenlemeye göre bir merkeze bağlı olan ve kendi başına ticari muamele yapan yerlerin ticaret odalarına tescil bakımından şube sayılmaları gerekmektedir.Bu yerlerin merkezden farklı müstakil sermayesi bulunabilir. Ancak müstakil sermaye ve müstakil muhasebe bu düzenlemenin açık ifadesi karşısında bir işyerinin şubeolarak nitelendirilmesinde asli unsur değildir. Bir başka deyişle müstakil muhasebesi ve müstakil sermayesi olmayan ticari işletmeye bağlı bir işyeri kendi başına ticari muamele yapabildiği takdirde hukuken şube olarak nitelendirilebilecektir.
Bu tanım şubelerin ticaret odalarına tescili bakımından öngörülmüş olmakla beraber, Ticaret Kanunu açısından da önem arzetmekte, hatta ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin şube olup olmadığının tespit edilmesinde doğrudan doğruya göz önüne alınarak uygulanmalıdır.Zira, bir işletmenin hangi birimlerinin şube sayılabileceğini ilişkin her hangi bir düzenleme ticaret kanununda yer almamıştır. Yalnız, Ticari işletmeye bağlı bir birimin şube olup olmadığının belirlenmesi ticari bir iş niteliğinde sayılacağından (TK.m.3), buradaki sorunun, Ticaret Kanununun 1. maddesinin II. Fıkrası uyarınca ticari hükümlerin uygulanması ile çözümlenmesi gerekmektedir. Ticari hükümlerden maksat ise, Türk Ticaret Kanununda yer alan hükümler ile Türk Ticaret Kanunu da yer almamış olmakla beraber diğer kanunlarda ki ticari işletmeyi ilgilendiren hükümlerdir.(TK.m.1). 5590 sayılı kanunun şubeyi tanımlayan maddesi,bu açıdan ticari hüküm niteliğindedir, dolayısı ile bir ticari işletmenin her hangi bir biriminin şube olup olmadığının saptanmasında doğrudan doğruya göz önüne alınabilir(18).
Yargıtay ticaret dairesi de 1982 yılına kadar muhtelif tarihlerde verdiği kararlarında, yukarıda belirtilen gerekçe ile 5590 sayılı kanunun verdiği tanımın şube durumunun mevcut olup olmadığının tespitinde uygulanmasını kabul etmiştir(19). Hatta Yargıtay ticaret dairesi 10 Şubat 1967 tarihinde verdiği bir kararında “Ticaret ve Sanayi odalarına kayıt bakımından şube sayılan yerlerin, Ticaret siciline tescil bakımından da şube addedilmesi gerektiğini” açıkça benimsemiştir(20).
Ancak Yargıtay 11. Hukuk dairesi, 26 Kasım 1982 tarihinde verdiği başka bir kararda bu konudaki yerleşmiş görüşünü değiştirerek, ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin şube olup olmadığını tespitinde, 5590 sayılı kanındaki şube tanımının göz önüne alınamayacağını ifade etmiştir(21) kararın gerekçesi aynen şu şeklidedir: “5590 sayılı “Ticaret ve sanayi odaları ve Ticaret Borsaları” kanunun yalnız bu oda ve borsaları ilgilendiren bir yasa olup, içinde bulunan tarif ve kabuller de ancak iş bu yasanın kapsamı ile sınırlı olup, başka kanunlarda düzenlenen hususları etkilemez. Nitekim iş bu “5590 sayılı kanunun adı ile bazı maddelerinin değiştirilmesi ve ek ile geçici maddeler eklenmesine ilişkin 2567sayılı kanunda da (26.12.1981 gün ve 17556 sayılı resmi gazete) bu husus dolaylıda olsa “yukarıdaki fıkralardaki sanayici tarifi yalnız bu kanunda münhasırdır” denilmek suretiyle belirtilmiştir.(Değişik md.3/ Fıkra son). Bu nedenle 5590 sayılı yasanın eski 9/F maddesinde ve 2567 sayılı yasa ile değiştirilen 9/3. maddesinde şube tarifi ticaret kanunu ve ticaret sicili nizamnamesi bakımından bağlayıcı değildir. Zira ticari işletmenin ne olduğu Türk Ticaret kanunuda ve Ticaret Sicili nizamnamesinde belirtildiği gibi(TTK. Md.12,13;TSN.md.14), ticaret sicili nizamnamesi tarifini yapmamakla birlikte, bir ticari işletme şubesinin tescilinde hangi şartların aranacağını 54. maddesinde .belirterek dolaylı olarak bu koşullara haiz bulunmayan herhangi bir ticari işletme bölümünün şube olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiş bulunmaktadır.”
Yargıtay’ın bu kararının yerende olup olmadığı tartışmaya açıktır. 5590 sayılı kanun her ne kadar doğrudan doğruya ticaret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları ile ilgili olmasına rağmen, şubeyi tanımlayan 9. maddesinin 3 . fıkrasının yukarıda da belirtildiği gibi ticaret kanunun 1. ve 3. maddelerindeki düzenlemeler karşısında ticari işletmenin şubesinin belirlenmesinde uygulanabilecek ticari bir hüküm niteliğindedir.Ticaret Kanunu ve ticaret sicili nizamnamesinde ticari işletmenin şubesi tanımlanmamıştır. Sadece ticaret sicili nizamnamesinin 54. maddesi, ticari işletmelerin şubelerinin ticaret siciline tescilinde şube ile ilgili hangi hususların tescilinin yapılacağını düzenlemektedir. Bu madde de altı bent halinde sayılan hususlar, ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin şube olup olmadığının belirlenmesinde yardımcı olabilecek nitelikte asli unsurlar değildirler(22). Yargıtay ticaret daireside ilgili kararında, şubenin Türk Ticaret Kanunu ve ticaret sicili nizamnamesinde tanımlanmamış olduğuna değinmiş, ancak ticaret sicili nizamnamesinin, şubelerin tescili ile ilgili 54. maddesinin şube niteliğinin belirlenmesinde dolaylı olarak göz önüne alınabileceğin kabul etmiştir.
2567 sayılı Kanun ile 5590 sayılı Kanunda ön görülen bu değişikliğin de, 5590 sayılı Kanundaki şube tanımının, ticari işletmenin tayininde, uygulanmasını, engellememesi gerekir. Zira sanayici ile ilgili tanımın 5590 sayılı Kanuna münhasır olduğuna ilişkin kanuni düzenleme, çok özel olarak, bu kanundaki sanayici tanımının diğer kanunlar açısından geçerli 5olmayacağına amirdir. Dikkat edilecek olursa, kanun koyucu, bu sınırlandırmayı sadece, sanayi tanımı için öngörmüştür. Buna karşılık şube tanımı (m. 9/III) konusunda herhangi bir sınırlandırma söz konusu olmadığından, buradaki şube tanımının ticaret kanunu ve Ticaret sicili nizamnamesi bakımından da göz önüne alınması mümkündür. Kanun koyucu aksini amaçlamış olsaydı, hiç şüphesiz 1981 yılında yaptığı değişiklikte, sanayici tanımı gibi, şube tanımını da 5590 sayılı Kanuna münhasır olduğunu açıkça ifade ederdi.
Tüm bu gerekçelerle Yargıtay’ ın yerleşik görüşünden farklılık arz eden bu kararın, Türk ticaret kanununun 1. ve 3. maddeleri ile getirilen sisteme uygun düştüğü söylenemez. Dolaysı ile 5590 sayılı kanunun şube konusundaki tanımı, ticari işletmenin şubenin belirlenmesinde göz önüne alınabilir, hatta alınması zorunludur.
Merkeze bağlı hangi birimlerin şube sayılabileceği konusunda ayrıca, 3182 sayılı bankalar Kanununda da, banka şubeleri içinde özel bir düzenleme vardır. Gerçekten Bankalar Kanununun (23) 3. maddesinin 4. bendinde, bankaların, banka işlemleri veya mevduat kabulü ile uğraşan her türlü mahalli teşkilatın banka şubesi sayılacağı belirtilmiştir.bankalar Kanununun banka şubesine ilişkin bu düzenlemesi de hiç şüphesiz, Ticaret Kanununun 1. ve 3. maddesi uyarınca, ticari hüküm niteliğindedir. Ancak bu maddenin genel olarak bir ticari işletmenin şubesinin belirlenmesinde doğrudan doğruya uygulanabileceğini söylemek zordur. Zira bu madde, mevduat toplama veya bankacılık işlemleri ile uğraşma yetkisi olan banka şubelerine ilişkin özel bir düzenlemedir.ancak yine de Ticaret Kanununda, ticari işletmenin şubelerinin belirlenmesinde kesin bir boşluk bulunmaması nedeni ile 5590 sayılı Kanunun temas etmediği hususlarda kıyas yolu ile sınırlı bir uygulama alanı bulunabileceğini kabul etmek gerekir.
Görülüyor ki, bir ticari işletmeye bağlı bir işyerinin şube olup olmadığının tespit edilmesinde, esas itibariyle 5590 sayılı Kanundaki tanım esas alınmalıdır. Bu tanımın kapsamadığı hususlarda ise, banka şubesine ilişkin 3182 sayılı Bankalar Kanununun düzenlemesi sınırlı bir uygulama alanı bulabilecektir.
Bu iki kanuni düzenlemenin, Yargıtay kararı ve doktrinde şubeye ilişkin yapılan açıklamalar ile birlikte gözönüne alınması halinde ise, bir şubeden bahsedebilmek için şu özelliklerin bir arada bulunması gerekir.
1. Şube merkeze Tabidir
Bir şubeden bahsedebilmek için, şube olduğu iddia edilen yer, mutlaka bir merkeze tabi olmalıdır. Bu husus 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları hakkındaki Kanunun 9. maddesinin 3. fıkrasında açıkça ifade edilmiştir.
Şube merkeze tabi olduğundan, müstakilen nam ve hesabına hareket etmek yetkisine haiz değildir.(24) Şube, merkez işletmenin adına, ondan aldığı yetki ile hareket eder ve merkez işletmeyi uğraşı alanına giren konularda bir anlamda temsil eder.
Merkeze tabi olmayan bir yerin şube olarak nitelendirilebilmesi söz konusu değildir. Hatta herhangi bir merkeze tabi olmayın ve nam ve hesabına hareket edebilen bağımsız bir işletmenin ticaret Kanununun 11 vd. ki maddeler ile, Ticaret Sicili Nizamnamesinin 14. maddesinde öngörülmüş olan koşulların gerçekleşmesi halinde, şube yerine, hukuken ticari işletme sayılması mümkündür.
Hemen belirtelim ki, bir şubenin mevcut olması için gereken diğer bir husus, şubenin dış ilişkilerinde bağımsız olmasını icap ettirmektedir. Ancak, şubenin dış ilişkilerinde, yani üçüncü kişilerle yapacağı muamelelerde bağımsız olması dahi, şubenin, merkeze bağlı olma keyfiyetini ortadan kaldırmaz. Zira şube, dış ilişkilerinde merkez nam ve hesabına hareket ederek, merkez adına kazandırıcı ve borçlandırıcı muamelelerde bulunmak durumundadır.
Bu nedenlerle, şube bağımsız bir hukuk şubesi olarak nitelendirilemez, asıl işletmenin bir cüz’ü ve belli konularda temsil yetkisi olan bir iç teşkilatı durumundadır.
Şubenin merkeze tabi olmasının şube açısından arz ettiği dört önemli sonuç bulunmaktadır.
a)Şubenin kar ve zararı merkeze aittir
Şubenin merkez işletmeye bağlı olmasının bir sonucu olarak , kar ve zararı merkez aittir.Şube merkeze tabi olduğundan kar ve zararı da merkeze yansır. Esasen bir ticari işletmenin kar yada zarar edip etmediğinin saptanmasında o ticari işletmenin bütün şubeleri ile merkezinin bir yıllık durumunu gösteren son bilançolarının göz önüne alınması gerekir. Bunun yapılabilmesi içinde şube ,merkez hesaplarını gönderir ve bu hesaplar merkezde birleştirilir. Bu açıdan şubenin kar veya zararı merkeze ait olmaktadır. Hatta şubenin merkezden farklı bir muhasebe teşkilatına sahip olması dahi , kar veya zararın merkeze ait olduğuna engel teşkil etmez.
b)Şubenin mal varlığı merkeze aittir
Şubeye tahsis edilen veya satın alınan malların sahibi, şubenin kendisi değil merkez işletmedir.Başka bir deyişle , şubenin merkezden aykırı bir mal varlığı yoktur.Tabiatıyla bu husus da şubenin merkeze tabi olması doğal bir sonucudur.
c)Şube işletme politikası bakımından merkeze bağlıdır
Şube merkezin tespit ettiği işletme politikasına uygun olarak hareket eder, hatta böyle bir yükümlülük altındadır. Çok istisnai hallerde , şubenin bulunduğu yerin koşulları , bazı konularda , şubenin merkezden farklı bir politika izlemesini gerektirebilir ,örneğin ihracat işleri ile hiç uğraşmayan bir bankanın , ülkenin sınır kapısının bulunduğu yerdeki şubesi ,ihracata yönelik kredi girişiminde bulunabilir.Ancak bu gibi durumlarda şubenin merkezin onayını alması zorunludur.
d)Şubenin teşkilatlanması esas itibari ile merkeze aittir
Şubenin merkez tabi olmasının diğer bir sonucu olarak da şube personelinin tayini , terfi , azli hususlar esas itibari ile merkezin yetkisindedir. Şubede genellikle iki tür personel çalışır .Bunlardan birinci guruba giren personel yetkili personel durumundadır ve bunların atanması ve özlük işlemleri ile ilgili tüm hususlar merkezi ilgilendirir. Yetkili personel, imzalarıyla ve yaptıkları işlemlerle şubeyi ve merkezi yükümlülük altına sokarlar(31).
Şubede bulunan diğer grup memurlarının ise, ticari işletmeyi temsil ettikleri yoktur. Bunların özlük işleri genel ilke olarak şubeye, bazı hallerde ise merkez işletmeye aittir(32).
2. Şube Dış Etkilerde Sınırlı Bir Bağımsızlığa sahiptir
Bir işyerinin şube olup olmadığının tespit edilmesinde, o iş yerinin dış ilişkilerinde bağımsız olup olmadığı da önem arzeder. Bir şubeden bahsedebilmek için, o yerin merkeze tabi olması yanında dış ilişkilerde yetki alanına giren hususlarda mutlaka bağımsız olması zorunludur(33).bu açıdan şubenin dış ilişkilerinde bağımsız olması, şube niteliğinin belirlenmesinde asli bir unsur niteliğindedir.(34)
Şubenin dış ilişkilerinde bağımsız olması,üçüncü kişilerle yapacağı muameleler bakımındandır. Dış ilişlilerde bağımsız olan bir şube, bir hukuki muameleyi kendi başına yapıp yapmamakla serbest olduğu gibi, muamele yapmaya karar verildiği hallerde de, muamelenin diğer tarafı olan kişiyi de seçme hakkında sahiptir. Hatta söz konusu muamelenin koşulları dahi, o kişi ile birlikte kararlaştırılabilir.
Ancak şube dış ilişkilerinde bağımsız olmakla beraber kendi başına yapacağı muamelelerde yinede merkez işletme nam ve hesabına hareket etmeye mecburdur(35). Bir başka deyişle şubenin kendi başına üçüncü kişilerle yaptığı kazandırıcı ve borçlandırıcı muameleler merkez adına yapılmış sayılır. Hatta bazı hallerde şubenin yapabileceği bu tür muameleler sınırlandırılmış olabilir. Örneğin, bir baka şubesi tarafından verilebilecek kredinin üst sınırı banka genel müdürlüğünce saptanmış olabilir.(bankalar K.m.44) bu durumda şube müdürleri müşterilerine, bu sınırının üstünde bir kredi vermek yetkisine sahip değillerdir. (36)
Görülüyor ki bir şubeden bahsedilmek için, onun merkeze bağlı olması yanında, kendi başına ticari muamele yapabilmesi gerekmektedir. Ancak şubenin yaptığı tüm muameleler merkez nam ve hesabına yapılmış sayılır. Bu açıdan, şube, daha öncede belirtildiği gibi, bağımsız bir hukuk suresi olarak nitelendirilmez, doğrudan doğruya asıl işletmenin bir cüzü durumundadır. Dolayısı ile merkez ile şube arasındaki ilişki bir iç-teşkilatlanma sorunudur. Zaten şube, tacirin bir merkezden işlerini yürütebilmesinin zorluğunu aşmak yada işlerini genişletmek için baş vurduğu bir yoldur.
Bu açıklamalar karşısında, dış ilişkilerinde merkez nam ve hesabına hareket etme yetkisi olmayan bir işyeri şube olarak nitelendirilemez(37). Örneğin, bir imalathane doğrudan doğruya ticari işletmenin merkezine bağlı bir işyeridir. İmalathanenin esas itibariyle üçüncü kişilerle hukuki muamele yapma yetkisi olamayacağından şube olarak nitelendirilememesi gerekir(38)
Kendi başına ticari muamele yapamayan yerlerin şube sayılamayacağı hususu, 5590 sayılı kanunda da ifade edilmiştir.(m.9/III) Yargıtay ticaret dairesi de ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin şube olup olmadığını tespit edilmesinde,5590 sayılı kanunun 9. maddesinin 3 fıkrası uyarınca öncelikle o yerin kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığının incelenmesi gerektiğini belirterek kendi başına ticari muamele yapamayan iş yerlerinin kesinlikle şube sayılamayacaklarını, değişik tarihlerde verdiği bir çok kararlarında kabul etmiştir(39)
3. Şube Merkezin Yaptığı Muamelelere Benzer Muameleler yapmaya Yetkili Olmalıdır.
Şube, merkez nam ve hesabına üçüncü kişilerle yapacağı muamelelerde sınırlı bir bağımsızlığa sahip olmasına rağmen, bir şubeden bahsede bilmek için, şubenin yapacağı muamelelerin merkezin yaptıkları ile aynı olması yada en azından onlara benzemesi gerekmektedir. Bir işyerinin şube olarak nitelendirilmesinde, şubenin merkez ile aynı tür muameleler yapması hususu bankalar kanununun şubeyi tanımlayın maddesinde de dolaylı olarak ifade edilmiştir(Bankalar Kanunu m. ¾)
Bankalar Kanununun bu tanımı uyarınca, bankanın bir şubesinden bahsedebilmek için, o yerin mutlaka banka işlemleri veya mevduat toplama ile uğraşması şarttır. Banka işlemleri ile uğraşmayan, yani mevduat toplama ve bunun sonucu olan krediyi veremeyen bir banka teşkilatı şube olarak nitelendirilemez. O halde, banka işlemleri ile uğraşmak, banka şubesini nitelendirmede en önemli unsurdur(40)
Görülüyor ki Bankalar kanunu ile, banka şubelerinin mutlaka, banka işlemleri veya mevduat toplama ile uğraşmaları ön görülmüş, banka işleri ile uğraşmayan bir banka teşkilatının şube sayılamayacağı belirtilmiştir. Banka şubeleri için ön görülmüş olan bu unsurdan ticari işletmenin şubeleri için şu şekilde genel bir sonuç çıkarılabilir(41).
Banka şubesinin hukuki varlığı, şubenin, merkez gibi, banka muameleleri ile iştigal etmesi şartına bağlandığına göre genel olarak bir ticari işletmenin şubesinden bahsedebilmek için de şube ile merkezin aynı alanda faaliyet göstermeleri gerekmektedir. Bu durumda merkez ile aynı alanda faaliyet göstermeyen bir iş yeri şube olarak nitelendirilmeyecektir.
Yalnız bu konu da bir noktanın açıklığa kavuşturulması zorludur. Yukarıda belirtildiği gibi,bir şubeden bahsedebilmek için,şubenin yapacağı muamelelerin, merkezin yaptıkları ile aynı olması yada en azından onlara benzemesi esastır.konuları arasında mutlak ve kesin farklılık bulunan hallerde, farklı birimler olarak, şube ve merkezden bahsedilemeyeceği açıktır. Ancak, ticari işletmeye bağlı bir işyerinin merkezin yaptığı ticari muamelelerden sadece bir kısmını yapması halinde, o işyerinin şube sayılıp sayılamayacağı doktrinde tereddütlere neden olmuştur. Özellikle, bu konuda bir ticari işletmeye ilişkin satış mağazasının şube niteliği konusunda değişik görüşler ortaya çıkmıştır.
Doktrinde Tolun, 1963 yılda III. Ticaret ve Banka Hukuku haftasında sunduğu”Yabancı Sermeye Şirketlerin Türkiye de Şube açmaları” başlıklı tebliğinde şubenin bağlı olduğu asıl ticari işletmenin yaptığı ticari muamelelerden bir kısmını yapmak suretiyle ona yardım edeceğini belirtmiş ve bu gerekçeden hareketle, ticari işletmeye bağlı satış yerlerinde şube sayılması görüşünü savunmuştur(42)
Kanımca, doktrinde de hemen hemen bütün yazarlarca kabul edildiği gibi (43), sadece merkezin ürettiği malları satmaya yetkili olan ticari işletmeye bağlı bir satış yeri şube sayılmamalıdır. Zira, bir şubeden bahsedebilmek için, şube merkezin yaptığı muamelelerin aynısını yapabilmeli, yaptığı muameleler merkezin muamelelerinin türünde ve düzeyinde olmalıdır(44). Satış mağazasının da bu durumda şube sayılabilmesi, merkezin yaptığı muamelelere benzer muameleler yapmaya yetkisinin olmasına bağlıdır(44). Örneğin, konusu ayakkabı imalatı ve satışı olan merkeze bağlı bir satış yeri, sadece, ayakkabı satmaya yetkilidir. Oysa bu satış yerinin, merkez işletme gibi, ayakkabı imal etmek ve satışa hazır hale getirme için gerekli vasıtaları satın alma yetkisi yoktur.(46).satış mağazası işletme nam ve hesabına muamele yapabilmesine rağmen, burada çalışanların yetkisi, sadece bir satış memurunun çok kısıtlı yetkilerinden ibarettir. Burada çalışanlar, bu kısıtlı yetkileri dışında merkezin işletmeyi bağlayacak muameleler yapamazlar. Hatta Karayalçın, satış memurlarının bu çok kısıtlı yetkilerini göz önüne alarak bu iş yerlerinin dış ilişkilerde dahi muhtar sayılamayacaklarını ifade etmektedir(47)
Yargıtay ticaret dairesi de 182 yılına kadar verdiği kararlarında(48) ticari işletmeye bağlı satış yerlerini doğrudan doğruya şube saymamış, her olay da şube olduğu iddia edilen bir satış yerinin 5590 sayılı kanundaki şube tanımının kapsamına girip girmediğinin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir(49)
Yalnız şu hususu belirtmekte yarar vardır. Yargıtay Ticaret dairesi ticari işletmeye bağlı bir satış yerinin şube olup olmadığının belirlenmesinde 5590 sayılı kanuna göre o satış mağazasının kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı üzerinde durmakta, kendi başına ticari muamele yapan ticari işletemeye bağlı bir satış mağazasının şube sayılacağını kabul etmektedir. Ancak Yargıtay Ticaret Dairesi kendi başına ticari muamele yapmanın ne demek olduğunu, bunun kapsamını, hiçbir kararında incelememiştir. Dolayısı ile ticari işletmeye bağlı bir işyerinin yada satış biriminin merkezin yaptığı ticari muamelelerden sadece bir kısmını yapması halinde, o yerin şube niteliği, mahkeme kararları ile de belirlenmiş değildir. Fakat Yargıtay ticaret dairesi ticari işletmeye bağlı bir satış yerini doğrudan doğruya şube saymadığına, o satış yerinin şube sayıla bilmesi için en azından 5590 sayılı kanundaki şartları, özellikle kendi başına ticari muamele yapma kıstasının göz önüne alınmasını kabul ettiğine göre, yargı tayında sadece satış işlemleri yapan bir yerin şube olarak nitelendirilmesini yeterli bulmadığı ileri sürülebilir.
Tabiatıyla merkez işletmenin de sadece satış işlemleri ile işgal ettiği hallerde kendi başına satış işlemleri yapan merkeze bağlı bir işyeri, şube olarak nitelendirilebilecektir. Zira bu gibi durumlar da, ticari işletmeye bağlı işyerinin yaptığı muamelelerin, merkezin yaptığı muamelelerin türü ve düzeyinde olduğu onların bir kısmını teşkil etmediği açıktır.
4. Merkez ve Şube Aynı Gerçek Yada Tüzel kişiye Ait Olmalıdır(50)
Ticari işletmeye bağlı bir işyerini şube olarak nitelendirilebilmesi için ayrıca merkez ile şubenin aynı kişilere ait olması da gerekmektedir. Zira işletmelerin farklı kişilere ait bulunması halinde şube ve merkezden bahsedilemez(51).
Bir yerin şube olarak belirlenmesinde o yerin merkez ile aynı gerçek yada tüzel kişilere ait olmasının gerekmesi, şube niteliğinin yine doğal bir sonucudur. Zira şube, merkez işletmenin sahibi adına hareket eder ve merkez işletmeyi onun uğraşı alanına girin konularda bir anlamda temsil eder(52).
5. Merkez ve Şube Arasında İdare, Yer Ayrılığı ve Şubeye sermaye Tahsisi
Şube, esas itibariyle, tacirin ticari işletmesinin faaliyetlerini genişletmek ihtiyacından doğduğu için merkez ile şube arsında yer ayrılığı bulunmalıdır(53). Yani şube ile merkez aynı yerde olmamalıdır. Fakat şube ile merkez arasında olması gereken bu yer ayrılığı çok katı bir şekilde düşünülmemelidir. Bu cümleden olarak şube, merkez ile aynı şehirde olabileceği gibi, bir şehirde birden fazla şube dahi bulunabilir(54). Hatta şube, merkezin bulunduğu bina içinde dahi olabilir. Bu durumun örneklerine, özellikle banka uygulamasında sıkça rastlanılmaktadır. Bankalar Kanununda, “merkez şube” kavramına yer verilmiş ve bankaların bu alt altında merkezlerinin bulunduğu yerde açtıkları şubelerin merkez şubesi olduğu ifade edilmiştir(Bankalar K.m3/5)(55)
Şubenin kendi başına ticari muamele yapabilmesinin ve merkez ile arasındaki yer ayrılığının doğal sonucu ise, şubenin kendi faaliyetleri için merkezden farklı bir idareye sahip olmasıdır(56). Yani şube en azından kendi faaliyetlerini yürütebilmek için merkezden farklı bir idareye sahip olacaktır. Ancak şube ile merkez arasında idare ayrılığının bulunması zorunlu olmakla beraber, şubenin, merkezden farklı bir muhasebe teşkilatının olup olması, şube niteliğinin tayininde önem taşımaz. Zira, şube için ayrı bir muhasebeye ihtiyaç duyulmakla beraber, bunun şube tarafından bizzat tutulması şart değildir. Merkezinde bunu tutması mümkündür(57). Bu nedenle, farklı bir muhasebe teşkilatına sahip olma hususu şube niteliğinin tayininde asli bir unsur olamaz(58). Dolayısı ile farklı bir muhasebe teşkilatına sahip olmayan ancak tüm hesapları merkezde tutulan ticari işletmeye bağlı bir işyerinin,incelenen özellikleri haiz bulunması halinde şube olarak nitelendirilmesi her zaman için mümkündür.
Ticari işletmeye bağlı bur iş yerinin şube olarak nitelendirilmesinde o yere ilişkin hesapların merkezde tutulduğu hallerde, ayrıca bir muhasebe teşkilatına gerek olmadığı hususu, 5590 sayılı kanunun 9. maddesinin 3. fıkrasında da kabul edilmiştir(59) böylece kanun koyucuda merkezin ayrı bir muhasebe teşkilatına sahip olma hususunun şube niteliğinde tayinde asli bir unsur olmadığını açıkça benimsemiştir.
Merkezden farlı bir mahalde bulunan ve yine merkezden farlı bir idareye sahip olan şubeye işlerini yürüte bilmesi açısından merkez tarafından belli bir sermaye tahsis edilmiş olabilir. Ancak, ticari işletmeye bağlı bir işyerinin şube olarak nitelendirilmesinde, o iş yerine sermaye tahsis edilmiş olup olmamasının da önemi bulunmamaktadır. Yani ticari işletmeye bağlı bir işyerinin şube olarak kabulü için o iş yerine merkez tarafından belli bir sermayenin tahsis edilmesi zorunlu değildir. Müstakil bir sermayesi olmayan merkeze bağlı bir işyeri dahil, yine yukarıda belirtilen özelliklere sahip olmak kaydı ile şube olarak nitelendirilebilir. Şubenin, müstakil sermayeye sahip olmasının zorunlu olmadığı 5590 sayılı kanunda da ifade edilmiştir.
Buna karşılık ticaret sicili nizamnamesinin (TSN) 54. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi şubeye sermaye tahsisinin zorunlu olduğu izleniminin vermektedir. TSN. 54. maddesi, genel olarak, şubelerin ticaret siciline tesciline tescil edilmesi gereken hususları tespit etmiş bulunmaktadır. (e) bendinde ise, bir şubenin ticaret siciline tescilinde o şubeye tahsis edilen sermaye miktarının da tescil edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak sermeye miktarı, (e) bendinde açıkça 5887 sayılı Harçlar Kanununun 22. maddesine atıf yapılmış olduğu için şubenin tescilinde ödenecek harcın miktarı bakımından önemlidir(60). Bir başka deyişle şubenin tescilinde ödenecek harç miktarı, şubeye tahsis edilen sermaye miktarına göre belirlenecektir. Bu açıdan (e) bendi, şubelere sermeye tahsisini zorunlu kılan bir düzenleme değildir. Sadece şubenin tescili halinde harcın matrahının ne olacağını göstermektedir(61)
Zaten bugün için bu düzenlemenin şubenin sermayesi bakımından hiçbir önemi kalmamıştır. Zira TSN. 54/I. Fıkrasının (e) bendinin atıf yaptığı 5887 sayılı Harçlar Kanunu yürürlükten kalkmış yerine ise 17 Temmuz 1964 tarihinde 492 sayılı harçlar kanunun kabul edilmiştir(62) yeni kanunda ise şubelerin tescili bakımından eski kanunun 22 maddesi ile ön görülmüş bulunan” nisbi harç” sistemi yerine (maktu Harç) sistemi belirlenmiştir,buna göre şubelerin ticaret siciline tescilinde, şubenin sermayesine bakılmaksızın kanunda saptanan belli bir harcın ödenmesi gerekmektedir
Bu açıklamalar karşısında TSN. 54/I. Fıkrasının (e) bendine dayanılarak şubeye sermaye tahsis edilmesinin zorunlu olduğu kabul edilemez 65. yalnız bu bendi uyarınca ticaret siciline tescili talep edilen şubeye herhangi bir sermeye tahsis edilmişse, bununda, sicile tescil edilmesi gerektiği ileri sürülebilir
Buna karşılık bankalar kanununun 5,6 ve 16. maddeleri gereğince barka şubelerine “ öz kaynak” tahsisi zorunludur. Bu düzenleme karşısında “ öz kaynak “ tahsisinin , banka şubeleri için, şube niteliğinin belirlenmesinde asli bir unsur olduğu söylenebilir . Ancak bu düzenleme doğrudan doğruya mevduat kabul etmeye veya kredi vermeye yetkili olan banka şubeleri için uygulanacak özel bir ticari hüküm niteliğindedir. Dolayısıyla banka şubesi dışında kalan şubeler için uygulanamaz
Bu duruma , bankalar kanununun ilgili hükümleri ve TSN . 54/1. fıkrasının (e) bendine rağmen , sermaye tahsisi , ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin , şube olup olmadığının belirlenmesinde asli bir unsur niteliğinde değildir ve bu husus 5590 sayılı kanunda da açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Ticari işletmeye bağlı bir iş yerinin şube olup olmadığının belirlenmesinde , bütün bu hususların varlığının aranması gerekin .Hemen belirtelim ki bir yerin şube olup olmadığının tespit edilmesinde, o yerin , merkez tarafından şube olarak adlandırılması veya adlandırılmamasının önemi yoktur . Zira şube olarak adlandırılmayan bir yer , örneğin, ticari işletmeye bağlı bir ajans, bir büro , bir temsilcilik dahil , yukarıda açıklanan özelliklere sahip olmak kaydıyla şube olarak nitelendirilebilir. Tabiatıyla ,şube niteliğinde olmadığı halde , ticaret siciline şube olarak tescil ve ilan edilen bir yerin , üçüncü kişiler nezrinde şube olarak muamele göreceği açıktır. Buna mukabil şube niteliği haiz olan bir yer ,satış mağazası olarak gösterilmişse , 3. kişiler bu yerin şube niteliğini kanıtlayarak , şubeye ilişkin hükümlerdin istifade edebilirler . Keza sicil memuru da bu durumdu, o yerin şube niteliğini ileri sürerek tescil ve ilanını isteyebilir.
(*) A.Ü.SBF.Ticaret Hukuku öğrenim üyesi
(1) Karayalçın,Y.:Ticaret Hukuku,C.I.Giriş-Ticari işletme,B.3,Ankara 1968,sh.185; Domaniç,H.Ticaret Hukukunun Umumi Esasları,B.3,İstanbul 1976,sh.181
(2) Arslanlı,H.:Kara Ticareti Hukuku Dersleri, Umumi Hükümler,B.3,İstanbul 1960 sh.100;Poroy,R:Ticaret işletme Hukuku,B.3,İstanbul 1983,sh.43
(3) Arslanlı, age.,sh.100;Domaniç,age.,sh.81.
(4) Arslanlı, age.,sh.100
(5) Ayrıca merkezi Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’ deki şubeleri konusunda bkz.TK.m42/IV
(6) Arslanlı age.,100,106
(7) Dorktrinde konuyu ticaret ortaklarının tabiiyeti açısından değerlendiren yazarlar, merkezin, işletme merkezi ve idare merkezi şeklinde iki türü olduğunu kabul etmektedirler.Bu yazarlara göre, işletmenin tesisatının,şantiyelerinin ve teknik bürolarının bulunduğu mahal “işletme merkezi”buna karşılık, o işletmeye ilişkin hukuki,ticari ve idari muamelelerin yürütüldüğü yer ise “ idare merkezi”dir.(Bkz. Arat,T. Ticaret şirketinin tabiiyeti,Ankara 1970,sh.80 vd.Seviğ,R.Muammer:Devletler Hususi Hukuku,İstanbul 1983,sh.210 vd.;Donay,S.:1969,C.V,S2,sh.220 vd,:Tekinalp,G.:Türk yabancılar hukuku,İstanbul 1975,sh.58;Sevğ,R. Vedat:Türkiye’nin Yabancılar Hukuku İstanbul 1981,sh.16 vd.
(8) Ticaret ortaklarının ise birden fazla merkezi olabilir.Zira ticaret ortaklarının merkezlerinin öncelikle ortaklık sözleşmelerinde gösterilmesi gerekir (TK.m.300/3).Ortaklık sözleşmelerinde gösterilen bu merkez,ticaret ortaklarının “kanuni merkezidir” Ayrıca ticaret ortaklarının, kanuni merkezlerinden farklı bir mahalde iş merkezleride bulunabilir.(Ayrıntılı bilgi için bkz.Mimaroğlu,S.K:Ticaret hukuku,C.I,İşletme Hukuku,B.3,Ankara 1978, sh. 208; Arslanlı, age.,sh. 100,101).
(13)Miroğlu, agm.,sh.207; Arslanlı, age.,sh.100.Hirş,mesken ile ikametgah arasındaki ayrımı gözönüne alarak, ticari işletmenin merkezine”ticaretğah” demektedir.yazar böylece ticari işletmenin ticaretgahı ile bulunduğu yer arasındaki farkın kolaylıkla belirleneceğini görüşündedir.(Hirş,E.:Ticaret Hukuku Dersleri,B.3,İstanbul 1948,sh.125).
(14) Miroğlu, agm.,sh.207,208: Hirş, age., sh.125;Arslanlı, age., sh.99,100; Arat, age., age., sh.108;Bozer, A.:Bankacılar için Ticaret Hukuku Bilgisi,B.10,Ankara 1985, sh.19; Birsen,K: Sermaye Şirketlerinin Tabiyetinin tayininde Türk Hukuk Sistemi, Bildiri,III. Ticaret ve Banka Hukuku Haftası, Ankara 1963, sh. 510; Seviğ, R.M., age.,sh.217; Tekinalp,G., age., sh. 58,59;Tekinalp G. : Türk Hukukunda Ortakların Vatandaşlığı, İÜHF. 50. yıl Armağanı, İstanbul 1973,sh. 570 vd. Seviğ,R.V.,age.,sh.22.
(15)Tolun, O.:Türk Hukukunda sermaye Şirketinin Tabiiyeti, Bildiri, III. Ticaret ve Banka Hukuku haftası, Ankara 1963, sh. 484,485; Uluocak,N.E.: Türk Vatandaşlık Hukuku, İstanbul 1968, sh. 148 vd;Donay,agm.,sh.229. Ancak Donay, kanun koyucunun, sadece Ticaret Kanununun 42. maddesi bakımından işletme merkezi sistemini esas aldığı, buna karşılık, ticaret ortaklarının tabiiyetlerinin belirlenmesinde idare merkezi kıstasına itibar ettiği görüşündedir (agm,sh.229)
(09) Bkz. Donay, agm.,sh.223
10)Bkz. Seviğ, R.V., age., sh. 22; Donay, agm., 222.
11)Bkz. Karayalçın, age.,sh.186;Domaniç,age.,sh.80
12)1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münhasır Şirketlerle, Ecnebi Sigorta Şirketleri hakkındaki Kanunu Muvakkatda da idare merkezi sistemi esas alınmıştır.
16) 1590 sayılı kanunun adı, 2567 sayılı kanunla değiştirilmiştir. Bugün için 5590 sayılı Kanunun tam adı “ Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticari Odaları, Ticaret Borsaları Birliği kanunu” şeklindedir. (Bkz. Resmi Gazete, 26. 12.1981, S. 17556). Hemen belirtelim ki, bu kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkında 2.5.1985 tarih ve 63 sayılı kanun hükmünde kararname ile bu kararnamenin bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 6.9.1983 tarih ve 82 sayılı kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkındaki kanun tasarısı TBMM’ nin 17.10.1984 tarihli kararı ile red edilmiş ve söz konusu kanun hükmünde kararname yürürlükten kaldırılmıştır. (Bkz. Resmi Gazete, 3.1.1985 s. 18624)
(17) 5590 sayılı kanunda değişiklik yapan 2567 sayılı kanun, 7, maddesi ile 5590 sayılı kanunun 9. maddesinde değişiklik yapmış ancak şube tanımı ile ilgili 9. maddenin 3 fıkrası aynen yürürlükte kalmıştır(Bkz. Resmi Gazete 26.12.1981 s. 17556 sh. 4, m.7)
(18) Doğanay İ: Türk Ticaret Kanunu şerhi C.1, B.2, Ankara 1981 sh. 259, 260; Tolun, age., sh.538
(19) YTD. 2.10.1959 tarihli kararı, E. 1959/2167 K.2369(Doğanay İ.:İzahlı ve içtihatlı Türk Ticaret Kanunu ile Tatbikat Kanunu ve Tahkim Müessesesi, Ankara 1964 sh. 149, no 243); YTD, 2.10.1959 tarihli kararın, E. 1854, K 2177 (Doğanay, TTK, sh.150, no 246); YTD 14.4.1964 tarihli kararın E. 1960/4023, K. 1961/1214 ( Doğanay, TTK, sh. 153, no 252) YTD 25.11.1961 tarihli kararı E. 1961/1450, K 4188 (Batider 1962, C. I. S. 4, sh 598); YTD 12.12.1961 tarihli kararı, E. 1961/2047, K. 4424. (Doğanay, TTK, sh. 154,155, No. 254): YTD. 14.10.1971 tarihli kararı, E. 1971/4642, K. 6307 (Doğanay, Şerh, sh. 260 dipnot 270); 11.HD. 15.12.1977 tarihli kararı, E. 77/5344, K. 77/5602 (Batider 1978, C. IX, S. 4 sh. 1169 vd.)
(20) YTD. 10.2.1967 tarihli kararı, E. 67/281, K. 67/ 522 (Batider 1968, C IV. S. 3, sh. 548). Aynı nitelikte başka bir karar için bkz. YTD. 2.10.1959, E. 1959/2167, K. 2369 (Doğanay, TTK., sh. 149, no. 243.).
(21)11. HD. 26.11.1982 tarihli kararı. E. 3442, K. 5627 (Batider 1982, C. XI. S. 4, sh. 187,188).
(22) Sadece TSN. 54/I (e) bendi, şubeye ayrılmış olan sermayeden bahsederek şubenin belirlenmesinde asli bir unsur olarak, şubenin merkezden ayrı müstakil bir sermayeye sahip olması gerektiği izlenimini vermektedir. Bu konudaki görüşümüz için bkz. İlerde, “Merkez ve Şube Arasında İdare, Yer Ayrılığı ve Şubeye Sermaye Tahsisi” başlığı altında incelenen kısım.
(23) Bankalar Kanunu en son olarak 3182 sayı ile 25.4.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 3182 sayılı bu Bankalar Kanunu, 7129 sayılı Bankalar Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 31.8.1979 tarihli ve 28 sayılı Kanunun Hükmüne Kararname ile Bankalar Hakkında 22.7.1983 tarihli ve 70 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkındadır.
(24) Karayalçın, age., sh. 186; Ansay, T.: Bankacılık Yönünden Ticaret Hukuku Kuralları, Ankara 1970 sh.6.
(25)Arslanlı, age., sh. 104.
(26)Mimaroğlu, age., sh. 210,211.
(27)Mimaroğlu, age.,211
(28)Erem,T.: Türk Ticaret Kanununa Göre Ticaret Hukuku Prensipleri, C.I, Ticaret İşletme, B.2, İstanbul 1962, sh. 76.
(29)Bozer, age., 22, 23.
(30)Mimaroğlu, age., sh. 211
(31)Mimaroğlu, age., sh. 209, dipnot 86.
(32)Bozer, age., sh. 23.
(33)Karayalçın,age,.sh.186;Mimaroğlu,age.,sh.209;Tolun,age.sh.536;Donay,şerh, sh.259,260.
(34)Domaniç, age., sh. 80; Arslanlı, age., sh. 103.
(35)Bozer, age., sh. 23.
(36)Mimaroğlu, age. Sh. 211
(37)Karayalçın, age., sh. 186. Domaniç, age, sh. 80. Doğanay, Şerh, sh. 260, 261.
(38)Karayalçın, age., sh. 186; Domaniç, age., sh. 80.
(39)YTD.14.10.1971 tarihli kararı, E. 1971/4642, K. 6307(Doğanay, Şerh, sh. 260 dipnot 270); YTD 25.11.1961 tarihli kararı, E. 1961/1450, K. 4188 (Batider 1962, C.I, S. 4, sh.598) YTD. 12.12.1961 tarihli kararı 1961/2047, K. 4424 (Doğanay, TTK, sh. 155 No.254). Buna karşılık ticari işletmenin şubesinin belirlenmesinde, 5590 sayılı kanundaki şube tanımının göz önüne alınmayacağına ilişkin Yargıtay kararı için bkz. 11 HD. 26.11.1982 tarihli kararı, E. 3442, K. 5627 (Batider 1982, C. XI. S. 4, sh.187,188).
(40)Mimaroğlu, age, sh. 214
(41)Bkz. Bozer., age., sh. 2
(42)Tolun, age. Sh. 535.
(43)Karayalçın, age., sh. 186; Poroy, age., sh. 44; Bozer. Age., sh. 23. Doğanay, Şerh, sh.261. Hatta Arslanlı, bir işletmenin, merkeze ait muamelelerin ihzarına tavassut veya icrasına hizmet ediyorsa, şube sayılmayacağını açıkça belirtmektedir(age,. Sh. 103)
(44)Bozer, age,. Sh. 23
(45)Karayalçın, age., sh. 186.
(46)Ayrıca bu konuda başka bir örnek için bkz. Karayalçın, age., sh. 186.
(47)Karayalçın, age, sh. 186; Ayrıca bkz. Karayalçın, Y., III Ticaret Banka Hukuku Haftası 22 ve 23. bildirilerle ilgili Tartışmalar, Ankara 1963, sh. 571.
(48)Daha öncede belirtildiği gibi 11.HD. si 26.11.1982 tarihli ve E. 3442, K. 5627 sayılı kararında, 5590 sayılı Kanundaki şube tanımının ticari işletmenin şubesinin belirlenmesinde uygulanacağını açıklıkla kabul etmiştir (Batider 1982, C. XI, S. 4. sh. 187,188)
(49)11.HD., 15.12.1977 tarihli kararı, E. 8.11.1968 tarihli kararı,E. 1968/2121, K. 5880 (Doğanay, Şerh) sh. 261 dipnot 272).
(50)Mimaroğlu, age, sh. 210; Arslanlı, age., sh. 104; Bozer, age.,sh.22
(51)Mimaroğlu, age.,sh. 210.
(52)Mimaroğlu. Age., sh.210
(53)Ansay, age.,sh.6; Karayalçın, age., sh. 186, 187; Arslanlı, age., sh. 103.
(54)Bozer, age., sh. 23.2; Poroy, age., sh. 43; Ansay, age., sh. 7; Tolun, age., sh.535.
(55)“Bankaların “ merkez Şube adı altında tek bir şubeleri bulunacak ve bu şube banka merkezinin bulunduğu yerde olacaktır”(3182 sayılı Bankalar Kanununa Dair Tebliğ, No.1, m.1,21.11.1985 tarihli Resmi gazetede, s. 18985, sh. 5)
(56)Arslanlı, age., sh. 102; Bozer, age., sh. 23,24; Ansay, age. Sh. 6.
(57)Tolun, age., sh. 536; Poroy age., sh.44
(58)Aynı görüşte Mimaroğlu,. Age., sh. 211; Tolun, agb., sh. 536; Karşı görüşte Arslanlı, age, sh. 104;Karayalçın, age., sh.187;Bozer,age, s. 23.
(59)“Bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi olmadığı hallerde halde kendi başına ticari muamele yapan yerler şube addolunur.
(60) 5887 sayılı ticaret Kanunun 22. maddesinde, şubelere müteallik her nevi ticaret sicili kayıt ve ilanlarından bu şubeye tahsis edilen sermaye üzerinden harç alınacağı öngörülmüştü. Ancak bu Kanun 17 Temmuz 1964 tarih ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır.
(61)Tolun, agb. Sh. 538,539.
(62)17 Temmuz 1964 tarih ve 492 sayılı Harçlar Kanununda da 1980,1981 ve 1982 yıllarında bazı değişiklikler yapılmıştır.
PROF.DR.ERNST E.HİRSCH’İN HATIRASINA ARMAĞAN
BANKA VE TİCARET HUKUKU ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ YAYINI KASIM 1986 BASI. S.181-206